Tuesday, July 14, 2009

Edward Norton ya da "Bir kariyer nasıl mahvedilir?"



Sorun bana, söyliyeyim, en sevdiğin aktör kimdir şu dünyada diye sorun ne olur, son 11 senedir cevabım Edward Norton. Aklımın ermeye başladığı zamandan beri, sinemaya biraz daha farklı gözle yaklaşmaya başladığımdan beri, daha yetenekli bir adam görmedim piyasada.


Fight Club'da kariyerinin zirvesine varan bu şahane adam, başrolü paylaştığı Brad Pitt'in aksine, o günden beri birkaç istisna haricinde devamlı kötü seçimler yaparak, şu an varmış olması gereken "günümüzün De Niro'su" sıfatına malesef uzaktan bakmakta.

Bakarsak duruma;

Only in America'yı es geçersek, gözüktüğü ilk sinema filmi ile (Primal Fear) en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında adaylık kazandı akademiden. Ardından Isaacman'in People vs. Larry Flynt'inde Larry'nin avukatı rolünde parlak bir oyunculuk sergiledi. Woody Allen, Everyone Says I Love You'da ona küçük bir rol verdi, Rounders'da Matt Damon ile eğlenceli bir ikili oluşturdular. Ardından onu büyük kitlelere tanıtan, kimilerine göre en iyi performansı (katılmamak mümkün değil) American History X geldi, büyük başarı kazandı ve David Fincher Fight Club'ın başrolünü kendisine teslim etti. Bu işten de alnının akıyla sıyrıldı. Hem yönettiği, hem de oynadığı romantik komedi Keeping the Faith güzeldi... Peki ya o günden beri?

Rol aldığı filmlerdeki performansları değil burada konu. Mesela oynadığı en rezil filmdir sanırım, The Score, içerde De Niro ve Brando olmasına rağmen, parlamaktadır Edward Norton. Ama film o kadar kötü ki, kariyerini ileriye götürmez.

Death to Smoochy - Kötü
Frida - Yani eeh
Red Dragon - Kötü
The Italian Job - Eğlencelik
Kingdom of Heaven - Yüzünü görmedik
Down in the Valley - Özelliksiz
The Illusionist - Rezillik
The Painted Veil - Sıkıcı
The Incredible Hulk - Vasat
Pride & Glory - Korkuyorum izlemeye

Bu filmler arasında tek düzgün iş, Spike Lee'nin 25th Hour'u. Onu da yukarda yazmadım bütünlüğü bozmasın diye.

Demeye çalıştığım, kendisi 40 yaşına geldi. Kariyerinin son 9 yıllık kısmı heba olmuş durumda, Agent'ı hala işinin başında mıdır bilmiyorum ama, ben olsam, aynı yılda aynı seviyede olduğum diğer aktörlere, ve bulunduğu yerlere bakar, onu kızılcık sopasıyla kovalardım. Doğruya doğru. Modern zamanların en büyük potansiyellerinden biri dandik çizgi roman uyarlamaları ve fark yaratmayacak filmlerde harcanırken kendisinin yarısı etmeyecek adamlar, yönetmenlik ve prodüksiyon harikası filmlerde şanlarına şan, şöhretlerine de şöhret katıyorlar.

Hala geç değil tabi ama, 2001 yılından beri pre-prodüksiyon aşamasında olan (ve 2010'dan önce gösterime girmesi imkansız olan, şahsi kanaatim asla izleyemeyeceğimiz) kendisinin yönetip başrolünde oynayacağı Motherless Brooklyn, yine De Niro ile oynayacağı Stone ve post prodüksiyonda olan umut vaat etmeyen Leaves of Grass ile en azından kısa vadede bir kımıldanma gösteremeyeceği kesin.

Stone ise Robert De Niro ve Milla Jojovich ile meraklandırsa da, yönetmeni John Curran'ın Painted Veil'de beni uyutmayı başarmış olması ve pek parlak olmayan kariyeri ile yine soru işaretleri yaratıyor.

Umarım kendisinin ikinci baharı Clint Eastwood gibi yaşlılık dönemine denk gelmez. Üzücü olur.

8 comments:

the leper messiah said...

yakında norton antivirüs reklamlarında oynarsa şaşırmam fdgknfdgjklfdnglfd.

3rh4nb1 said...

:)) the painted veil en iyi filmlerinden birisidir gözümde.

entrapmen said...

The Painted Veil ve The Illusionist oldukca iyi filmlerdir. Siz sevmediniz diye, kotu bir film oldugu manasina erisilemez. Bu acidan baktigimda ben hala aranilan bir aktor oldugunu soyleyebilirim.
De Niro'dan dem vurmussunuz. Cok pardon ama De Niro'nun son zamanlardaki en iyi filmini soyleyebilir misiniz? Righteous Kill mi? What Just Happened mi yoksa Meet The Parents ile 15 Minutes mu?

Yapmayin allasen, elma armut, kel mahmut her seyi birbirine karistiriyorsunuz.

Edward Norton kendisine has bir stille devam ediyor. Kariyeri yalnizca cok hizli devam etmiyor, bunun da birincil sebebinin Edward'in kendisi oldugunu sagir sultan bile biliyor.

Deniz said...

Painted Veil'in uyarlama olmasından mütevellit, iyiliğini - kötülüğünü tartışılır bulabilirim de, The Illusionist gerçekten kötü bir film. En sonunda Paul Giamatti'ye "malum" olmasa film esnasında yaşananlar, filmin her tarafı açıkta kalacaktır, öyle bir boşluk içerisinde yüzüyor senaryo. Bunun yanında, Deus Ex Machina kavramına ama kişiler, ama kişilerin olayları farkedişlerinin aksettirilişi anlamında ihtiyaç duyan her film, beceriksizce yapılmıştır gözümde.

De Niro olayına gelirsek, De Niro'nun son dönemine değil de, Edward Norton'la aynı şartlarda olduğu dönemleri dikkate almak lazım (Yaş olarak, kariyer olarak). Yani De Niro 35-45 arası neler yapıyordu bu adam? Veya patlamasını yaptığı Godfather sonrası kariyeri nereye gitti? Aşağı mı yukarı mı?

broker said...

"the illusionist-rezillik"

wayanasını.

Eitket ve Barkod said...

American History X' teki performansı gerçekten mükemmeldi. Ayrıca bu güzel yazı içinde teşekkürler.

tufandarbaz said...
This comment has been removed by the author.
firemind said...

Illusionist iyi film. Objektif olarak değerlendirmek mümkün değil tabi ama teknik anlamda "olmuş", kurgusal anlamda "klas" oyunculuk anlamında "iyi", senaryo anlamında "fena değil" bir film.

Rotten Tomatoes TOP critic notu da 10 fresh, 3 rotten. Overall critic notu da % 74 fresh, hani ben götümle mi izledim filmi diye baktım, konsensüs de bu yönde.